3. Çocuk Hasreti Bir Yas Sürecidir
3. Çocuk Hasreti Bir Yas Sürecidir
Bir bayram sabahıydı. Büyük aile, her zamanki gibi aynı sofranın etrafında toplanmıştı. Çocuklar bahçede koşuyor, kahkahalar yükseliyordu. Masanın bir köşesinde oturan genç çift ise sessizdi. Sohbet yine aynı noktaya geldi. "İnşallah seneye sizin de bir bebeğiniz olur." denildi. Herkes iyi niyetliydi ama o cümle, yıllardır içlerinde büyüttükleri acıyı yeniden uyandırdı.
Çocuk sahibi olamayan çiftlerin yaşadığı en büyük sıkıntılardan biri, çoğu zaman görünmeyen bir kaybın yasını tutmalarıdır. Ortada kaybedilmiş bir insan yoktur; fakat hayal edilen bir gelecek, kurulmuş bir yuva hayali ve kucaklanmayı bekleyen bir bebek özlemi vardır. Bu nedenle psikoloji alanında bazı uzmanlar, çocuk hasretini "görünmeyen yas" olarak tanımlar.
Yas denildiğinde akla genellikle sevilen bir kişinin ölümü gelir. Oysa insan bazen gerçekleşmeyen hayallerinin de yasını tutar. Üniversiteye giremeyen bir genç, işini kaybeden bir çalışan ya da çocuk sahibi olamayan bir çift de derin bir kayıp duygusu yaşayabilir. Çünkü insan sadece sahip olduklarını değil, sahip olmayı umut ettiklerini de yüreğinde taşır.
Çocuk hasreti yaşayan çiftlerin duyguları zaman zaman birbirinden farklı olabilir. Bir gün umut ağır basarken, ertesi gün hayal kırıklığı öne çıkabilir. Tedaviye başlanınca umut yeniden filizlenir; olumsuz bir sonuç alındığında ise derin bir sessizlik çöker. Bu iniş çıkışlar, sürecin doğal bir parçasıdır.
Ne yazık ki toplum olarak bu sessiz acıyı çoğu zaman fark edemiyoruz. "Üzülmeyin, olur.", "Kafana takma.", "Tatile gidin, kendiliğinden olur." gibi cümleler teselli amacıyla söylenir. Ancak bu sözler, yaşanan duyguyu küçümseyen ifadeler olarak algılanabilir. İnsan bazen çözümden önce anlaşılmaya ihtiyaç duyar.
Bu süreçte eşlerin birbirini dinlemesi büyük önem taşır. Her insan acısını farklı yaşar. Kimi konuşarak rahatlar, kimi içine kapanır. Kimi gözyaşlarıyla duygularını ifade eder, kimi ise sessizliği tercih eder. Eşlerin birbirinin yas tutma biçimine saygı göstermesi, evlilik bağını güçlendirir.
Aile büyüklerine ve yakın çevreye de önemli görevler düşmektedir. Sürekli çocuk konusunu gündeme getirmek yerine, çiftin hayatındaki diğer güzellikleri paylaşmak, birlikte vakit geçirmek ve onları yalnız bırakmamak çok daha değerlidir. Çünkü bazen söylenmeyen sözler, söylenenlerden daha fazla destek olur.
Manevi açıdan bakıldığında ise her insanın hayatında farklı imtihanlar vardır. Kimi sağlıkla, kimi maddi sıkıntılarla, kimi de evlat hasretiyle sınanır. Bu gerçeği kabul etmek acıyı tamamen ortadan kaldırmaz; ancak insanın yaşadığı sürece farklı bir anlam kazandırabilir. Umut, sadece istenilen sonucun gerçekleşmesi değildir; umut, mücadele etmeye devam edebilme gücüdür.
Çocuk sahibi olamayan birçok çift, zamanla hayatlarına yeni anlamlar katmayı başarabilmiştir. Kimileri eğitim alanında gönüllü çalışmalar yapmış, kimileri ihtiyaç sahibi çocuklara destek olmuş, kimileri ise yeğenlerinin, öğrencilerinin ya da çevrelerindeki gençlerin hayatına dokunmuştur. Sevgi, sadece biyolojik bağlarla sınırlı değildir. İnsan, kalbiyle de anne olabilir, baba olabilir.
Hiç kimse bir başkasının acısını tam olarak hissedemez. Fakat empati kurabilir, yargılamadan dinleyebilir ve yanında olduğunu hissettirebilir. Belki de en değerli destek budur.
Hayat bazen beklediğimiz şekilde ilerlemez. Ancak hayatın değeri, sadece gerçekleşen hayallerimizle değil, gerçekleşmeyen hayaller karşısında gösterdiğimiz sabır, metanet ve umuda tutunma gücüyle de ölçülür. Çocuk hasreti ağır bir yüktür; ama bu yükü hafifleten en önemli şey, sevgiyle uzanan bir el ve "Yalnız değilsiniz." diyebilen samimi bir yürektir.
Bu Haftanın Mesajı
Bazı acılar görünmez; ama en derin olanlar da çoğu zaman görünmeyenlerdir. Çocuk hasreti yaşayan insanlara verebileceğimiz en büyük destek, onları yargılamadan dinlemek, acılarını küçümsemeden paylaşmak ve umutlarını birlikte taşımaktır.