Çocuk Sahibi Olamamak: Birlikte Kalabilmek
Çocuk Sahibi Olamamak: Birlikte Kalabilmek
Çocuk sahibi olmayı bekleyen bir çiftin hikâyesi çoğu zaman hastane koridorlarında başlar.
Bir tahlil…
Bir doktor randevusu…
Yeni bir tedavi…
Bir başka umut…
Ve ardından yeniden hayal kırıklığı.
İlk zamanlarda çift birbirine daha sıkı sarılır.
“Birlikte aşacağız.”
“Olacak inşallah.”
“Bir gün bizim de çocuğumuz olacak.”
Fakat zaman uzadıkça, farkında olmadan başka bir şey olmaya başlayabilir.
Çocuk sahibi olma arzusu, evliliğin kendisinin önüne geçebilir.
Eşler aynı acıyı aynı şekilde yaşamaz
Kısırlık sürecinde çiftlerin en büyük yanılgılarından biri, birbirlerinin acıyı aynı biçimde yaşayacağını düşünmeleridir.
Kadın her ay bedenindeki değişiklikleri takip ederken erkek aynı duygusal döngüyü yaşamayabilir.
Bir eş sürekli araştırmak, konuşmak ve yeni tedaviler denemek isteyebilir.
Diğeri ise artık konuşmaktan yorulmuş olabilir.
Biri umut etmek isterken, diğeri kendisini hayal kırıklığından korumak için mesafeli davranabilir.
Bu farklılık, sevgisizlik anlamına gelmez.
Aynı acıyı farklı yaşamak, birbirini sevmemek değildir.
Evlilik ne zaman tedavi odasına taşınır?
Bazen çiftin bütün konuşmaları çocuk üzerine olmaya başlar.
“Doktor ne dedi?”
“İlaçlarını aldın mı?”
“Bu ay nasıl?”
“Test sonucumuz ne çıktı?”
“Bir sonraki tedavi ne zaman?”
Bir süre sonra karı-koca olmaktan çok, aynı tedavinin iki takipçisine dönüşebilirler.
Oysa evlilik sadece çocuk sahibi olma projesi değildir.
Çiftin birbirine yeniden eş olabilmesi gerekir.
Birlikte yemek yemek…
Sohbet etmek…
Gülmek…
Gezmek…
Hiç çocuk konuşmadan bir akşam geçirmek…
Bunlar küçük şeyler gibi görünür.
Ama bazen ilişkinin ayakta kalmasını sağlayan en önemli şeylerdir.
“Neden hâlâ olmadı?”
Çevrenin soruları ise ayrı bir yaradır.
“Ne zaman çocuk yapacaksınız?”
“Bir doktora görünün.”
“Bak, falancanın da çocuğu olmuyordu, sonra oldu.”
“Çok kafana takıyorsun.”
“Stres yapma.”
İyi niyetle söylenen bu cümlelerin bazıları, karşıdaki insanın yıllardır taşıdığı yükü daha da ağırlaştırabilir.
Çünkü çocuk sahibi olamayan çiftin çoğu zaman zaten kendisine sorduğu sorular vardır.
Bir de çevresinin sorularını taşımak zorunda kalmamalıdır.
Bazen yapılabilecek en güzel şey tavsiye vermek değil, soru sormamaktır.
Her tedavinin bir bedeli vardır
Kısırlık tedavileri yalnızca maddi bir süreç değildir.
Zaman ister.
Sabır ister.
Beden ister.
Duygusal enerji ister.
Ve bazen çiftin bütün hayatını belirli tarihlere ve sonuçlara bağlamasına neden olabilir.
Bu nedenle tedavi sürecinde şu soruyu sormak da önemlidir:
“Biz bu süreçte kendimizi ne kadar kaybediyoruz?”
Tedavinin amacı hayatı kurmakken, hayatın tamamı tedaviye dönüşmemelidir.
Bir noktada durmak da mümkündür
Belki de en zor konuşmalardan biri budur.
“Artık yeter.”
Bu cümle bazen vazgeçmek gibi algılanır.
Oysa her durmak vazgeçmek değildir.
Bazen insan, bedenini ve ruhunu korumak için durur.
Bazen eşler, bütün seçenekleri değerlendirdikten sonra kendi sınırlarını belirlemek ister.
Bazen çocuk sahibi olma yolculuğunun başka bir biçimde devam edeceğine karar verirler.
Bazen de sadece bir süre hiçbir karar vermemeye ihtiyaç duyarlar.
Bunların her biri kişiye ve çifte göre değişir.
Önemli olan kararın baskıyla değil, bilinçli bir değerlendirmeyle verilmesidir.
Maneviyat burada nereye oturur?
İşte bu noktada manevi rehberlik, psikolojik desteğin yanında farklı bir alan açabilir.
İnsanın sadece “Çocuğum olacak mı?” sorusuna değil,
“Bu süreçte ben kim oluyorum?”
sorusuna da bakmasına yardımcı olabilir.
Kişinin inancı, umutlarını korumasına yardımcı olabilir.
Fakat manevi destek, yaşanan acının üzerini “sabret” diyerek örtmemelidir.
Bazen kişinin dua etmesine alan açmak…
Bazen ağlamasına izin vermek…
Bazen hiçbir açıklama yapmadan yanında olmak…
en gerçek manevi destek olabilir.
Çocuk gelmese bile hayat devam eder
Belki de söylenmesi en zor cümle budur.
Çünkü çocuk sahibi olmak isteyen bir insan için bunu duymak, “Çocuk sahibi olma isteğinden vazgeç” anlamına gelebilir.
Oysa mesele vazgeçmek değildir.
Mesele, hayatın yalnızca tek bir ihtimal üzerine kurulmasını engellemektir.
İnsan anne veya baba olmayı çok isteyebilir.
Bu arzusu gerçekleşmediğinde derin bir yas yaşayabilir.
Ama yine de hayatının başka anlamları olabilir.
Eşiyle kurduğu bağ…
Ailesi…
Mesleği…
İnsanlara yaptığı iyilikler…
İnancı…
Ürettiği şeyler…
Sevdiği insanlar…
Bütün bunlar hayatın diğer parçalarıdır.
Çocuk sahibi olamamak, insanın bütün kimliğini tanımlamak zorunda değildir.
Belki de en önemli soru
Kısırlık sürecinde çiftlerin birbirlerine zaman zaman şu soruyu sormaları gerekir:
“Biz çocuk sahibi olmaya çalışırken birbirimizi kaybetmiyor muyuz?”
Çünkü sonunda hatırlanacak olan yalnızca kaç tedavi yapıldığı olmayacaktır.
Belki de insanın hafızasında;
eşinin zor bir gününde elini tutması,
birlikte edilen bir dua,
sessizce paylaşılan bir akşam,
ya da “Ne olursa olsun yanındayım.” cümlesi kalacaktır.
Çocuk sahibi olma arzusu çok güçlü olabilir.
Ama iki insanın birbirine emanet edilmiş olması da hayatın büyük gerçeklerinden biridir.
Ve bazen insanın en büyük ihtiyacı, geleceğin ne getireceğini bilmek değil;
gelecek ne getirirse getirsin, yanında kimin olduğunu bilmektir.
Elif Ergül Barlak