Şifa Ararken Sorumluluğu Kime Bırakıyoruz?
Şifa Ararken Sorumluluğu Kime Bırakıyoruz?
Şifa Ararken Sorumluluğu Kime Bırakıyoruz?
Birçok insan, uzun süren doktor ziyaretlerinden, sayısız tetkikten ve farklı tedavi denemelerinden sonra bir Heilpraktiker'in kapısını çalar. Çoğu zaman yorgun, umutsuz ve tükenmiş hisseder.
Ancak beraberinde bir beklenti de getirir:
“Bana bir ilaç versin… Bir vitamin öner sin… Bir serum taksın… Bir hacamat yapsın da bütün şikâyetlerim geçsin…”
Elbette doğal tedavi yöntemlerinin, tamamlayıcı uygulamaların ve doğru yönlendirilmiş terapilerin önemli bir yeri vardır. Fakat iyileşme sürecinde sıkça gözden kaçan bir gerçek vardır: Hiçbir terapist, hastanın kendi yerine sağlıklı bir yaşam süremez.
Bir Heilpraktiker olarak uygulayabileceğim tedaviler olduğu gibi, hastaya düşen görevler ve hatta “ev ödevleri” de vardır.
Çünkü sağlık yalnızca alınan bir ilaçtan, yapılan bir uygulamadan veya birkaç seanslık terapiden ibaret değildir. Gerçek iyileşme çoğu zaman kişinin yaşam tarzını gözden geçirmesiyle başlar.
- Nasıl besleniyorum?
- Yeterince uyuyor muyum?
- Stresimi nasıl yönetiyorum?
- Kendime gerçekten zaman ayırabiliyor muyum?
- Bedenimin verdiği sinyalleri dinliyor muyum?
Bu soruların cevapları, çoğu zaman tedavinin kendisi kadar önemlidir.
Doktorlar ve Heilpraktikerler rehberlik eder, bilgi verir, gerekli tedavileri uygular ve kişinin iyileşme yolculuğunda ona eşlik eder. Ancak yükün tamamını üstlenemezler. İyileşme, terapist ile hasta arasında paylaşılan bir sorumluluktur.
İnancımız bize şunu öğretir: Şifa Allah'tandır. Hiçbir ilaç, hiçbir terapi ve hiçbir hekim tek başına şifa veremez. Ancak Allah, bu dünyayı bir sebep-sonuç düzeni üzerine yaratmıştır. Bu nedenle kulun görevi de sebeplere sarılmak, kendisine emanet edilen bedenin sorumluluğunu taşımak ve iyileşmek için üzerine düşeni yapmaktır.
Daha sağlıklı beslenmek, düzenli uyumak, stresi yönetmek, hareket etmek ve gerektiğinde tedavi görmek; tevekküle aykırı değil, aksine tevekkülün bir parçasıdır. Çünkü gerçek tevekkül, hiçbir şey yapmadan beklemek değil; elinden geleni yaptıktan sonra sonucu Allah'a bırakabilmektir.
Bedenimiz olağanüstü bir kendini onarma ve dengeleme yeteneğine sahiptir. Biz buna çoğu zaman “vücudun kendi kendini iyileştirme gücü” diyoruz. Ancak bu mekanizmanın sağlıklı çalışabilmesi için ona uygun şartları hazırlamak gerekir.
Kısacası; terapist rehberlik eder, hasta üzerine düşeni yapar ve her ikisi de bilir ki nihai şifa Allah'ın takdiriyledir.
Çünkü gerçek sağlık, yalnızca tedavi olmak değil; bedenimize, ruhumuza ve bize emanet edilen hayata karşı sorumluluğumuzu yerine getirmeyi öğrenmektir.